Rent a car kaskosu


Yargıtay aşağıda yer alan kararı ile rent-a car şirketlerinin poliçede öngörülen kasko sigortasını en geniş kapsamlı hali ile yorumlamış olup poliçenin dar kapsamlı olmasından ya da sözleşmede olmasına rağmen poliçe olmamasından dolayı araç kiralayanın sorumlu olmayacağına hükmetmiştir.

6. Hukuk Dairesi         2014/3150 E.  ,  2014/13914 K.


Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı tazminat davasına dair karar, davalı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Dava, kiralanan araçtaki hasar bedeli, değer kaybı ile gelir kaybı istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı vekili, dava dilekçesinde; müvekkiline ait GA plaka sayılı aracın davalıya kiralandığını, davalının kullanımıda iken meydana gelen trafik kazası sonucunda araçta ağır hasar oluştuğunu, davalının olayda tam kusurlu olduğunu belirterek 19.290 TL tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.
1-Dosya kapsamına, toplanan delillere, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verilmiş olmasına ve takdirde de bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Davalının kiralanan araçta meydana gelen hasar bedeline ilişkin temyiz itirazlarına gelince;
Taraflar arasında 14/03/2012 başlangıç tarihli kira sözleşmesi konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Kira sözleşmesinde, kiralayana ait araçların, zorunlu ve isteğe bağlı sigortalar ile teminat altına alındığı, kiracının % 100 kusurlu olması halinde zararın tamamından şahsen sorumlu olacağı, muafiyetli hasar sigortasının kiralama fiyatına dahil oduğu düzenlenmiştir. Dava konusu aracın, dar kapsamlı kasko sigorta poliçesi ile aracın yanması, çalınması veya çalınmaya teşebbüs edilmesi risklerine karşı sigortalandığı anlaşılmaktadır. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davalının kazanın oluşumunda tam ( % 100 ) kusurlu olduğu, kiralayan tarafından araca dar kapsamlı sigorta yapıldığı, kiracının % 100 kusurlu olması nedeniyle sözleşme hükmü gereğince araca kasko sigortası yaptırılmış olup olmamasının sonuca etkili olmadığı bildirilmiştir. Kasko Sigortası Genel Şartları A.5 maddesinde teminat dışında kalan haller belirtilmiş olup " % 100 kusurlu" olma hali teminat dışında bırakılmamıştır. Meydana gelen hasar, sözleşmede belirtildiği şekilde kasko sigorta poliçesi düzenlenmesi halinde teminat kapsamında kalmaktadır. Bu nedenle kiracının, araçta meydana gelen hasardan sorumlu tutulamayacağı gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Hükmün bu nedenlerle bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda (2) No'lu bentte yazılı nedenlerle davalının temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK.ya 6217 Sayılı Kanunla eklenen geçici 3.madde hükmü gözetilerek HUMK.nın 428.maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA ve istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 15/12/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi
Devamını Oku

Trafik Sigortası Genel Şartları ile Getirilen Değişiklikler


Trafik sigortası genel şartlarında oldukça kapsamlı bir değişim yapıldı 01.06.2015 te yürürlüğe girecek , genel şart metninden bu tarihten sonra olacak kazalara uygulanacağı belirtilmiş zaten aleyhe değişikliklerin hukuk düzeninde geçmişe etkili olması beklenmez ama yoruma açık olan ve tartışılan bazı hususlarda sıkıntıları gidereceğini bekleyebiliriz.TTK 1425. madde 3 fıkrası genel şart değişikliklerinin lehine olan bir değişimin derhal uygulanacağını ön görmüştür.

Ancak gerek Karayolları Trafik Kanunu ve Yönetmeliğine aykırı hususlar gerekse Yargıtay İçtihatlarına aykırı tanımlamalar nedeni ile uygulamasının sıkıntılı olacağını söyleyebiliriz.Özellikle bedeni zararlarda uygulama Yargıtay'ın zarar hesabı ilkelerine aykırı olduğu için sorun yaratabilir.

Özetle gelen değişiklikler

Karayolu tanımı yoruma açıktı şimdi biraz daha sınırlanmış ama tüm uyuşmazlıklar için hala kesin çözüm değil sonuçta her somut olayda tartışılabilir.

İşletilme hali Yargıtay'ın belirlediği kriterlere uygun hale getirilmiş ama çok özensiz yazılmış bu tanıma göre mekanik aksamı çalışmayan hatalı park eden bir aracın sorumluluğu kapsamda değil gibi yanlış sonuçlara götürebilir.

Zararın tanımı yapılmış ancak zarar tanımı Yargıtay İçtihatları ve Borçlar Kanunu, Karayolları Trafik Kanunu ve Yönetmeliğine tam manasıyla uymuyor.

Eşdeğer parça orjinal parça tanımı yapılmış ama bu konuda sorun tanımdan ziyade sertifkasyon sorunu idi genel şartta bahsedilen bahsedilen belgelendirme sisteminin uygulamaya girmesi ile sorun ortadan kalkacaktır.Tanım hiç bir zaman yeterli olmaz.

Çıkma parça olarak tabir edilen parçaların bir takım düzenlemeler ile kullanımına olanak verilecek.Bu konuda İspanya örneğinde olduğu gibi pert edilen araçların belirli kurallar çerçevesinde onarım yerine sökülerek kullanımı şeklinde bir üzenleme ilerleyen zamanlarda beklenebilir.

Değer kaybı hususunda hesaplama kriterleri getirilmiş bu kriterlerin ne kadar sağlıklı ve adil olduğunu zamanla göreceğiz.Bugünde dek Yargıtay değer kaybını sigorta teminatında görüyordu ancak hesaplama işi bilirkişilere düşüyordu.Yargıtay formüllere sıcak bakmıyor, bilirkişi tarafından hasarlı ve hasarsız hallinin arasında ki farkın tespitini talep ediyordu.Sonuçta araçların hasarsız piyasa rayici ve hasarlı piyasa rayicinin tespiti son derece güç birincisi her aracın piyasasında bedeller değişkenlik arz ediyor her hasarlı araç ta aynı derece de hasarlı olamayacağına göre aslında hasarlanan araç genelde değer kaybetse de kesin bir rakamı vemek son derece zor formül bu açıdan Yargıtay tarafından benimsenirse olumlu bir uygulama olur.Ancak ilk başta da belirttiğim gibi formülün adil sonuçlar vermesi işleyiş açısından önemli Müsteşarlığın gelen itirazlar çerçevesinde formülü sık aralıklarla revize ederek en adil sonuca ulaşması sorunun çözümüne katkı sağlayacaktır. 

Eksper tarafından tespit yapılması hususu mevzuata alınmış ama genel şart değişikliği sonrası artık değer kaybı talepleri mağdurlara bir hak tanıdığından mağdur kişinin sigorta şirketine başvurusu sonrasında sigorta şirketi eksperi atayarak hesap yaptırabilir ya da zaten hasar onarımı için ihbar yapılmış ise görevlendirilen eksper hesaplamayı yapabilir.Bu yüzden uygulama da belirlenen kriterlere göre hesaplamayı yapan herkes eksper raporuna ihtiyaç duymadan başvuru yapabilir.Burada eksper takdirine bırakılan bazı çarpanlar var cüzi farklar çıkabilir.Ancak hesaplama kriterlerine bakıldığında 15.000 km yi geçen araçlarda değer kaybı yüksek olmayacak gibi gözüküyor, bunun haricinde kiralama şirketlerinin vatandaş  ile karşı karşıya geldiği kiralık araçlara değer kaybı talepleri kapanıyor.

Sağlık giderleri teminatının tanımına yer verilmiş ama tanım hatalı ve sorunu çözecek gibi değil geçici iş göremezlik teminatı ve SGK tarafından mevzuatı çerçevesinde karşılanmayan zararların ne olacağı hususunun ucu açık bırakılmış.Tanım çok hatalı bir şekilde yapılmış ve sonunda devir ile sorumluluğun kalktığından bahsedilmiş, tanım çelişkilerle dolu uygulamayı görmek gerekecek.

Sürekli sakatlık teminatı Yargıtay'ın maluliyet zararını Adli Tıp meslekte kazanma gücü kaybına göre hesaplamalı ilkesine aykırı Yargıtay'ın görüşünün değişmesi ihtimali çok zayıf zira bu sadece trafik sigortası için geçerli bir zarar tazmin hesaplama ilkesi değil tüm haksız fiil,iş kazası vb. sorumluluklarda da bu yötem uygulanıyor.Kısacası değişiklik sıkıntıları çözmüyor, hatta daha da arttırabilir.

Ölüm ve maluliyet halinde uygulanan bakiye ömür tabloları daha fazla tazminat hesaplanmasına olanak veriyor Yargıtay'ın 0 uyguladığı faiz 1.8 ile sınırlanmış şu an çoğunlukla %3 ten ödeme yapılıyordu.Ama %2 den ödeyen şirketlerde vardı.Bu durumda sigorta şirketlerinin ödediği tazminatlar gelir durumu, kusur durumu vs. değişkenlerde fark yoksa özellikle orta yaş üstü kişilerde mahkemece hükmedilen ödeme ile sigorta şirketinin ödemesi arasındaki marj yaş yükseldikçe daralacak ancak Yargıtay teknik faiz konusunda görüş değiştirmedikçe hiç bir zaman azalmayacak.Kısacası sigorta şirketleri mahkemelere göre daha uzun ömür ile daha çok yıl için hesap yapacak ama faizi indirmiş olsalar bile gene daha az ödeyecekler.Bu değişikliğin genelgelere göre lehe olduğunu düşünür isek sigorta şirketlerinin gelmiş geçmiş tüm zararlarda uygulaması gerektiği sonucu çıkabilir ama bu hususta mahkemeler ile uyumsuz olduğu ve geçmişte böyle bir düzenleme olmadığı için zaman açısından hangi taleplere uygulanacağı tartışmaya açık.

Genel olarak değişikliklere bakar isek Müsteşarlığın trafik poliçesini hukuk düzenimizde yer alan mevzuata göre işletenin hukuki sorumluluğunu sigorta eden bir araç olarak görmek yerine bu hukuki sorumluluğun poliçe ile düzenleneceği ve genel şartlarla belirleneceği şekilde gördüğü, genel şartları bu bakış açısıyla düzenlediği anlaşılıyor.Ancak genel şartlarla işletenin sorumluluğunu ve zarar hesabını ancak sigorta şirketleri açısından kısıtlayabilirsiniz, işleten ve zarar gören mahkemede karşı karşıya kalır ve işletene sigorta şirketinden daha fazla bir sorumluluk yüklenir bu da kanunla zorunlu hale getirilen poliçenin yapılış amacıyla bağdaşmaz.Kısacası sigorta şirketi bu genel şarta göre öder sigortalı mahkemede fazlayı ödemeye mahkum edilir ise sigortaya güven hususunda soru işaretleri doğabilir , İMM ye yük binebilir.

Dolayısıyla sıkıntıya yol açan mevcut yasal düzenlemelerin değişecek ise Karayolları Trafik Kanunu ve yönetmelikleri ile uyumlu olması mutlaka Borçlar Kanunu zara tazmin yöntemlerine aykırı olmaması en sağlıklı sonucu sağlayacaktır.

Sürücü ve işletenin kendi kusuruyla ilgili talepleri genel şartlarda artık teminat dışı bırakılmış bu var olan sorunu çözebilir ama aleyhe bir değişiklik olduğu için geçmişe etkili olmasını bekleyemeyiz.Bu hususta ifadeler muğlak yazılmış daha açık yazılabilirdi.Yargıtay'ın kararı teminat dışı kalan hallerden değilse sigorta öder olduğuna göre Yargıtay ya değişikliği kabul edecek ya da Karayollları Trafik Kanunu'na göre genel şart değişikliğini kanuna aykırı bulup kabul etmeyecek gibi duruyor.Ama bu değişiklik ile aleyhe düzenleme sonrası yürürlükten önce meydana gelen kazalar da teminatta olduğu sonucuna ulaşılabilir.

L bendi ile ilgili mevzuatla genel hükümlere bağlı talepler teminat dışı bırakılmış burada açık yazılmadığı için ilgili mevzuatın ne olduğu anlaşılamıyor ama genel hükümler Borçlar Kanunu ve kast edilen hatır taşıması ise Yargıtay'ın geçmiş kararları çerçevesinde uygulamada belirsizlikler yaşanabilir. Keşke Müsteşarlık değişikliği bir gerekçe ve ön söz ile sunsaydı en azından yorumlama bu tür sorunlar yaşanmazdı.

Temerrüt süresi olan 8 iş günü hususunda bir takım açıklamalar getirilmiş özellikle belge eksikliği durumunda temerrüdün oluşmayacağı belirtilmiş.Bu konuda belgeleri saysalar daha sağlıklı bir sonuca ulaşılabilirdi.

3 yaşına kadar olan araçlara orjinal parça takılacak ama 3 yaşın tanımı model yılına bağlanmış model yılı ve  trafiğe ilk çıkış tarihi uyumsuz olabiliyor kötüniyetli yorumlayanlarla sorun yaşanabilir.

Onarım yeri, süresi hususunda bir takım yeni düzenlemeler var ancak bunların uygulamasını görmek gerekecektir.Özellikle hasar ihbarından itibaren iki iş günü içinde sigortacı parça tercihini bildirmeli maddesinin sağlıklı işlemesi mümkün olmadığı gibi genel şartlarda hasardan ihbarından itibaren iki iş günü yazılması özensiz bir genel şart yazıldığının kanıtıdır.İki iş günü son derece kısıtlı bir süre olduğundan sigorta şirketi sıkıntı yaşamamak için  adeta matbu olarak her hasarda ihbar gelir gelmez koruma önlemi olarak bu itirazı ileri sürer.Bu bildirimin nasıl yapılacağı hususu da düzenlense uygulamada sıkıntılar azalırdı, sonuçta ihbar genelde servisler tarafından çağrı merkezine yapılıyor eksperlerin her yere iki iş günü içinde ulaşması pratikte kolay değil.

Dava açılırsa sigortacının göstereceği avukata vekalet verilmesi zorunluluğu hukuken hiç bir mana ifade etmeyecektir zira sigortalı ve sigorta şirketi arasında bazı durumlarda çıkar çatışması olacağından böyle bir zorunluluk getirilemez.Eğer burada kast edilen sigortacının davaya zorunlu olarak müdahil olacağı ise HMK ye göre çok da anlam ifade etmeyecektir.

Rücu hususunda bedeni zararlarda olay yerini terk Yargıtay içtihatlarına aykırı olarak rücu sebebi olarak gösterilmiş uygulamasını görmek gerecek ama bu değişiklik maddi zararlarda rücu eden şirketlerin önünü kesin olarak kapatacaktır.

KARAYOLLARI MOTORLU ARAÇLAR ZORUNLU MALİ
SORUMLULUK SİGORTASI GENEL ŞARTLARI
A.1. AMAÇ
Bu Genel Şartların amacı,13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu uyarınca motorlu araç işletenlerine yüklenen hukuki sorumluluk için düzenlenen Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasına yönelik ilgililerinin hak ve yükümlülüklerine ilişkin usul ve esasların düzenlenmesidir.
Bu Genel Şartlar ekleriyle bir bütündür. Bu Genel Şartlar ve sigorta teminat limitleri kaza tarihi itibariyle uygulamaya esas alınır.
A.2. TANIMLAR
Bu Genel Şart uygulamasında;
a) Sigortalı: Poliçe konusu motorlu araçta 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununa göre işleten sayılan kişiyi,
b) Karayolu: 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununa göre karayolu sayılan alanlar ve diğer alanlardan genel trafiğe açık yerler ile karayoluyla trafik bağlantısı olan yerler,
c) Motorlu Araç: İlgili mevzuat gereği trafiğe çıkması trafik siciline veya ilgili mevzuatla düzenlenen özel sicile tescile tâbi motorlu araçları,
ç) İşletilme Hali: Motorlu aracın mekanik aksamının çalışması, (Mekanik aksamı çalışmasa bile motorlu aracın kendiliğinden de olsa hareket haline geçmesi işletilme hali olarak kabul edilir.)
d) Zarar: Motorlu bir aracın işletilmesi ile oluşan bir trafik kazası sonucunda üçüncü şahısların ekonomik değeri olan mal varlığında doğrudan azalma olmasına veya vücut bütünlüğünde eksilmeye, sürekli sakatlığa veya ölümüne sebebiyet verilmesi nedeniyle ilgililerin uğradıkları bu Genel Şartlar ile içeriği belirlenen maddi kayıpları,
e) Eşdeğer (Muadil)  Parça: Bir motorlu aracın montajında kullanılan esas-orijinal parçaların değiştirilmesi amacıyla üretilen, ilgili mevzuat (yönetmelik, standard, teknik düzenleme) çerçevesinde belirlenen deney, muayene metotlarına göre orijinal parçayla (kütle, boyut, malzeme ve işlevsellik vb.) kıyaslanarak tespit edilen kriterlere uygunluğunun, Hazine Müsteşarlığınca belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde yetkili kuruluşlarca düzenlenecek belgeler yoluyla belgelendirilmesi gereken parçaları, (Bu kapsamda bir belgenin varlığı durumunda, belge konusu parçaların aksi iddia sahibince kanıtlanana kadar eşdeğer kalitede olduğu varsayılır.)
f) Orijinal Parça: i) Bir motorlu aracın üretiminde veya montajında kullanılan parçalarla aynı kalitede olan ve söz konusu motorlu aracın üretiminde veya montajında kullanılan parçaların veya yedek parçaların üretiminde sağlayıcı tarafından getirilen ölçütlere ve üretim standartlarına göre üretilmiş yedek parçaları,
ii) Aracın orijinal parçaları ile aynı üretim bandında üretilen yedek parçaları, (Bu parçaların, söz konusu aracın montajında kullanılan parçalarla aynı kalitede olduğunun ve araç üreticisi tarafından getirilen ölçütlere ve üretim standartlarına göre üretildiğinin Hazine Müsteşarlığınca belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde belgelendirilmesi halinde, belge konusu parçaların aksi iddia sahibince kanıtlanana kadar orijinal yedek parça olduğu varsayılır.)
iii) İlgili mevzuat çerçevesinde ömrünü tamamlamış araçlardan veya Hazine Müsteşarlığınca belirlenecek esaslara göre hasarlı araçlardan çıkarılan kodlandırılmış, hasarsız, araç güvenliği ve çevre standartlarını karşılayan eşdeğer niteliğinde olmayan parçaları,
ifade eder.
A.3.  SİGORTANIN KAPSAMI
Sigortacı, poliçede tanımlanan motorlu aracın işletilmesi sırasında, üçüncü şahısların ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına sebebiyet vermiş olmasından dolayı, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununa göre sigortalıya düşen hukuki sorumluluk çerçevesinde bu Genel Şartlarda içeriği belirlenmiş tazminatlara ilişkin talepleri, kaza tarihi itibariyle geçerli zorunlu sigorta limitleri dahilinde karşılamakla yükümlüdür. Sigortanın kapsamı üçüncü şahısların, sigortalının Karayolları Trafik Kanunu çerçevesindeki sorumluluk riski kapsamında, sigortalıdan talep edebilecekleri tazminat talepleri ile sınırlıdır.  
Araca bağlı olarak çekilmekte olan römork veya yarı römorkların (hafif römorklar dahil) veya çekilen bir aracın sebebiyet vereceği zararlar çekicinin sigortası kapsamındadır. Ancak, insan taşımada kullanılan römorklar bunlar için poliçede özel şartları belirtilecek ek bir sorumluluk sigortası sağlanmış olması kaydıyla teminata dahil olur.
Meydana gelen bir kazada zararın önlenmesi veya azaltılması amacıyla, sigorta ettirenin yapacağı makul ve zorunlu masraflar teminat limitleri dahilinde sigortacı tarafından karşılanır.
Bu sigorta, sigortalının haksız taleplere karşı savunmasını bu genel şartların B.2.4. maddesi hükmü çerçevesinde temin eder.
A.4. SİGORTANIN COĞRAFİ SINIRI
Bu sigorta Türkiye sınırları içinde geçerlidir.
A.5. KAPSAMA GİREN TEMİNAT TÜRLERİ
Bu genel şart kapsamındaki teminat türleri aşağıda yer almaktadır.
a) Maddi Zararlar Teminatı: Hak sahibinin bu genel şartta tanımlanan ve zarar gören araçta meydana gelen değer kaybı dahil doğrudan malları üzerindeki azalmadır. Sigortalının sorumlu olduğu araç kazalarında değer kaybı, talep edilmesi halinde ilgili branşta ruhsat sahibi sigorta eksperleri tarafından tespit edilir. Değer kaybının tespiti bu Genel Şart ekinde yer alan esaslara göre yapılır.
b) Sağlık Giderleri Teminatı: Üçüncü kişinin trafik kazası dolayısıyla bedenen eski haline dönmesini teminen protez organ bedelleri de dahil olmak üzere yapılan tüm tedavi giderlerini içeren teminattır. Kaza nedeniyle mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ile trafik kazası nedeniyle çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler sağlık gideri teminatı kapsamındadır. Sağlık giderleri teminatı Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olup ilgili teminat dolayısıyla sigorta şirketinin ve Güvence Hesabının sorumluluğu 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 98 inci maddesi hükmü gereğince sona ermiştir.
c) Sürekli Sakatlık Teminatı: Üçüncü kişinin sürekli sakatlığı dolayısıyla ileride ekonomik olarak uğrayacağı maddi zararları karşılamak üzere, bu genel şart ekinde yer alan esaslara göre belirlenecek teminattır. Kaza nedeniyle mağdurun tedavisinin tamamlanması sonrasında yetkili bir hastaneden alınacak özürlü sağlık kurulu raporu ile sürekli sakatlık oranının belirlenmesinden sonra ortaya çıkan bakıcı giderleri bu teminat limitleri ile sınırlı olmak koşuluyla sürekli sakatlık teminatı kapsamındadır. Söz konusu tazminat miktarının tespitinde sakat kalan kişi esas alınır.
Sürekli sakatlık tazminatına ilişkin sakatlık oranının belirlenmesinde, sakatlık ölçütü sınıflandırılması ve özürlülere verilecek sağlık kurulu raporlarına ilişkin mevzuat doğrultusunda hazırlanacak sağlık kurulu raporu dikkate alınır. Tazminat ödemesinde, ilgili sağlık hizmet sunucularınca tanzim edilecek trafik kazasına ilişkin belgelerde illiyet bağı ile ilgili tespitin yer alması durumunda bu tespitin aksini ispat sigorta şirketine aittir. Sigortacı söz konusu rapor hakkında ilgili mevzuat uyarınca itiraz usulüne başvurduğunda mağdurun itiraz üzerine yaptığı belgelenmiş harcamaları bu teminat kapsamında karşılamakla yükümlüdür.
ç) Destekten Yoksun Kalma (Ölüm) Teminatı: Üçüncü kişinin ölümü dolayısıyla ölenin desteğinden yoksun kalanların destek zararlarını karşılamak üzere bu genel şart ekinde yer alan esaslara göre belirlenecek tazminattır. Söz konusu tazminat miktarının tespitinde ölen kişi esas alınır.
A.6. TEMİNAT DIŞINDA KALAN HALLER
Aşağıdaki haller sigorta teminatı dışındadır:
a) İşletilme halinde olmayan araçların sebep olacağı zararlar,
b) Hak sahibinin kendi kusuruna denk gelen tazminat talepleri,
c) İlgililerin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmayan tazminat talepleri,
ç) Sigortalının, eşinin, sigortalının usul ve fürunun, sigortalıya evlat edinme ilişkisiyle bağlı olanların, sigortalının birlikte yaşadığı kardeşlerinin, mallarına gelen zararlar sebebiyle ileri sürebilecekleri talepler,
d) Destekten yoksun kalan hak sahibinin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmayan destek tazminatı talepleri ile destekten yoksun kalan hak sahibinin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmakla beraber destek şahsının kusuruna denk gelen destek tazminatı talepleri, 
e) Zarar görenlerin beraberinde bulunan bagaj ve benzeri eşya dışında sigortalı araçta veya bu araç vasıtasıyla çekilen römorkta/yarı römorkta taşınan eşyanın uğrayacağı zararlardan dolayı sigortalıya karşı ileri sürülecek talepler,
f) Manevi tazminat talepleri,
g) Sigortalının, Karayolları Trafik Kanunu uyarınca eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilere karşı yöneltebileceği talepler,
ğ) Sigortalının aracına veya bu araç vasıtasıyla çekilen römorklara ve yarı römorklara veya çekilen araçlara gelecek zararlar nedeniyle ileri sürülecek talepler,
h) Çalınan veya gasp edilen araçların sebep oldukları ve Karayolları Trafik Kanununa göre sigortalının sorumlu olmadığı zararlar, aracın çalındığını veya gasp edildiğini bilerek binen kişilerin zarara uğramaları nedeniyle ileri sürülecek talepler ile çalan ve gasp eden kişilerin talepleri,
ı) Motorlu bisikletlerin kullanılmasından ileri gelen zararlar,
i) 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununda belirtilen terör eylemlerinde ve bu eylemlerden doğan sabotajda kullanılan araçların neden olduğu ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununa göre sigortalının sorumlu olmadığı zararlar ile aracın terör eylemlerinde kullanıldığını veya kullanılacağını bilerek binen kişilerin zarara uğramaları nedeniyle ileri sürecekleri talepler, aracı terör ve buna bağlı sabotaj eylemlerinde kullanan kişilerin talepleri,
j) Motorlu araç kazalarından dolayı toprak, yeraltı suları, iç sular, deniz ve havanın kirlenmesi ya da kirlenme tehlikesi nedeniyle temizleme, toplanan atıkların taşınması ve bertarafı masrafları ile biyolojik çeşitlilik, canlı kaynaklar ve doğal yaşama verilen zararlar nedeniyle bozulan çevrenin yeniden oluşturulması ile ilgili çevresel zararlardan ileri gelen talepler,
k) Gelir kaybı, kâr kaybı, iş durması ve kira mahrumiyeti gibi zarar verici olguya bağlı olarak oluşan yansıma veya dolaylı zararlar nedeniyle yöneltilecek tazminat talepleri,
l) İlgili mevzuatla genel hükümlere tâbi kılınan talepler,
m) 2918 sayılı Kanunun 104 üncü ve 105 inci maddelerinde düzenlenen sorumluluklar (Bu  maddeler kapsamına dahil durumlar bu amaçla yaptırılan zorunlu mali sorumluluk sigortasına tâbidir.),
n) Cezai kovuşturmadan doğan tüm giderler ile idari ve adli para cezaları,
o) Bu Genel Şart ve ekleri ile tanımlanan teminat içeriği dışında kalan talepler.
A.7. SİGORTANIN BAŞLANGICI VE SONU
Sigorta, poliçede, başlama ve sona erme tarihleri olarak yazılan günlerde, aksi kararlaştırılmadıkça, Türkiye saati ile öğleyin 12.00'da başlar ve öğleyin saat 12.00'da sona erer.
Sigorta sözleşmesinin vade sonundan önce sonlandırılması usul ve esasları Hazine Müsteşarlığınca belirlenir.
B.1. HASAR VE TAZMİNAT
B.1.1. Rizikonun Gerçekleşmesi Halinde Sigortalı ve/veya Sigorta Ettirenin Yükümlülükleri
Sigortalı, rizikonun gerçekleşmesi halinde aşağıdaki hususları yerine getirmekle yükümlüdür:
a) Bu sözleşmeye göre, sorumluluğunu gerektirecek bir olayı, haberdar olduğu andan itibaren on gün içinde sigortacıya ihbar etmek, kendisine yöneltilen istemi ise, derhâl sigortacıya bildirmek,
b) Sigortalı değilmişçesine zararın önlenmesi, azaltılması, artmasına engel olunması veya sigortacının poliçeden doğan rücu haklarının korunabilmesi için, imkânlar ölçüsünde önlemler almak ve bu amaçla sigortacı tarafından verilen talimatlara uymak,
c) Rizikonun gerçekleşmesinden sonra, sözleşme uyarınca veya sigortacının istemi üzerine, rizikonun veya tazminatın kapsamının belirlenmesinde gerekli ve beklenebilecek olan her türlü bilgi ile belgeyi sigortacıya makul bir süre içinde sağlamak, ayrıca, aldığı bilgi ve belgenin niteliğine göre, rizikonun gerçekleştiği veya diğer ilgili yerlerde sigortacının inceleme yapmasına izin vermekle ve kendisinden beklenen uygun önlemleri almak ile sigortacının talebi üzerine, olayın ve zararın nedeni ile hangi hal ve şartlar altında gerçekleştiğini ve sonuçlarını tespite, tazminat yükümlülüğü ve miktarı ile rücu hakkının kullanılmasına yararlı, elde edilmesi mümkün bilgi ve belgeleri gecikmeksizin vermek, 
ç) Zarardan dolayı dava yolu ile veya başka yollarla bir tazminat talebi karşısında kaldığı veya aleyhine cezai kovuşturmaya geçildiği hallerde, durumdan sigortacıyı derhal haberdar etmek ve tazminat talebine ve cezai kovuşturmaya ilişkin olarak almış olduğu ihbarname, davetiye ve benzeri tüm belgeleri derhal sigortacıya vermek,
d) Sigorta konusu ile ilgili başka sigorta sözleşmeleri varsa sigortacılardan her birine rizikonun gerçekleştiğini bildirmek,
e) Maddi hasarlı trafik kazalarında motorlu aracı tutanak düzenlemek üzere güvenli bir yere çekmek.
Belirtilen yükümlülüklerin ihlal edilmesi sebebiyle ödenecek tutar artarsa, zarar görenlere bu sebeple yapılan ödeme ihlaldeki kusuru nispetinde sigortalıdan rücuen tahsil edilir.
B.2. TAZMİNAT VE GİDERLERİN ÖDENMESİ
Sigortacı zarar ve ziyan talebinde bulunan üçüncü kişilerle doğrudan doğruya temasa geçerek anlaşma hakkını haizdir.
Ancak sigortacının yazılı izni olmadıkça, sigortalı tazminat talebini kısmen veya tamamen kabule yetkili olmadığı gibi zarar görenlere herhangi bir tazminat ödemesinde de bulunamaz.
2.1. Sigortacı; hak sahibinin, kaza veya zararın tespit edilebilmesi için gerekli tüm belgeleri sigortacının merkez veya şubelerinden birine ilettiği tarihten itibaren sekiz işgünü içinde tazminatı hak sahibine öder. Sigortacının kendisine iletilen belgelere haklı olarak itiraz etmesi veya kendisinin hak sahibinden ya da başka bir kurumdan haklı olarak yeni bir belge talep etmesi halinde söz konusu süre yeni talep edilen belgenin sigortacının merkez veya şubelerinden birine iletilmesinden sonra başlar. Sigortacı hak sahibinden münhasıran hak sahibinin tazminat hakkını etkileyen bilgi ve belgeleri talep edebilir.
Hasar halinde, hasar gören parça, onarımı mümkün değilse veya eşdeğer parça veya ömrünü tamamlamış araçlar mevzuatı kapsamındaki araçlardan elde edilen orijinal parça ile değişimine imkân yok ise orijinali ile değiştirilir. Kaza tarihine göre model yılından itibaren 3 yılı geçmeyen motorlu araçlarda hasar gören parça, onarımı mümkün değilse öncelikle orijinali ile değiştirilir, orijinal parçanın bulunmaması durumunda eşdeğer veya ömrünü tamamlamış araçlar mevzuatı kapsamındaki araçlardan elde edilen orijinal parça ile değiştirilir. Ancak model yılından itibaren 3 yılı geçmeyen motorlu araçta hasar gören parçanın orijinal olmadığı durumda eşdeğer veya ömrünü tamamlamış araçlar mevzuatı kapsamındaki araçlardan elde edilen orijinal parça ile değişim yapılır. Bu paragraf uygulaması sonucu araçta bir kıymet artışı meydana gelse dahi bu fark tazminat miktarından indirilemez.
Eşdeğer veya ömrünü tamamlamış araçlar mevzuatı kapsamındaki araçlardan elde edilen orijinal parça ile değişim mümkün olduğu halde, sigortacının bilgisi ve onayı dahilinde olmadan orijinal parça ile onarım sağlanır ise sigortacının sorumluluğu, sigortacının kaza tarihi itibariyle benzer hasarlardaki onarım uygulamasına göre, eşdeğer veya ömrünü tamamlamış araçlar mevzuatı kapsamındaki araçlardan elde edilen orijinal parça bedeli ile sınırlıdır. Sigortacı bu paragraf kapsamındaki onaya ilişkin tercihini hasar ihbarından itibaren 2 iş günü içinde onarım merkezine veya hak sahibine bildirmediği durumda onayı varsayılır.
2.2. Hak sahibi aracının, bu madde uyarınca Hazine Müsteşarlığınca belirlenen ölçütleri karşılayan, dilediği onarım merkezinde onarılmasını talep edebilir. Bu durumda sigortacı, araç kaza tarihi itibariyle anlaşmalı olduğu onarım merkezinde onarılsaydı uygulanacak parça, tedarik, işçilik ve diğer hususlara göre belirlenecek bedele göre ödeme yapabilir. Sigortacı söz konusu bedel uygulaması hakkında hak sahibini hasar ihbarından itibaren 2 iş günü içinde bilgilendirir. Sigortacı bu süre içinde anılan bildirimi yapmadığı takdirde bildirim konusu bedeli hak sahibine karşı ileri süremez.
2.3. Onarım masraflarının zarar gören aracın rizikonun gerçekleştiği tarihteki değerini aşması ve aynı zamanda eksper raporu ile aracın onarım kabul etmez bir hale geldiğinin tespit edilmesi durumunda, araç tam hasara uğramış sayılır. Bu durumda, aracın ilgili mevzuat doğrultusunda hurdaya ayrıldığına dair hurda tescil belgesi sigortacıya ibraz edilmeden tazminat ödenmez.
Onarım masrafları zarar gören aracın rizikonun gerçekleştiği tarihteki değerini aşsın veya aşmasın, ağır hasarlı aracın onarımının mümkün olduğunun eksper raporu doğrultusunda tespit edilmiş olması durumunda, aracın ilgili mevzuat doğrultusunda trafikten çekildiğine dair “trafikten çekilmiştir” kaşeli tescil belgesi sigortacıya ibraz edilmeden tazminat ödenmez.
Hak sahibinin aracın hasarlı haliyle kendisine terk edilmesine onay vermesi halinde aracın riziko tarihindeki rayiç değeri ile hasarlı hali arasındaki tutar zorunlu trafik sigortası limitleri dahilinde kendisine tazminat olarak ödenebilir. Bu durumda ilgisine göre bu maddede yer alan usul çerçevesinde işlem yapılır. Hak sahibinin onayı ile aracı hasarlı haliyle hak sahibine terk ederek tazminatı ödemek isteyen sigortacı, tespit edip hak sahibine bildirdiği sovtaj bedelini bildirimden itibaren 1 aylık süreyle sınırlı olarak garanti etmiş sayılır.
Kısmi onarımlarda parçaların sigorta şirketi tarafından tedarik veya tazmin edilmesi halinde hasarlı parçalar talep ettiği takdirde sigortacının malı olur.
Kısmi hasar halinde tarafların mutabakatıyla onarım yerine nakdi ödeme yapılabilir.
Araç sicilinde bulunan işleme engel kayıtlar sebebiyle, belirtilen hurda veya çekme belgesinin hak sahibi tarafından alınamaması ve sigorta şirketine ibraz edilememesi halinde, tazminat ödemesi, ilgili tutarın sigortacı tarafından masrafları tazminat tutarından mahsup edilmek üzere, mahkemece tespit edilen ödeme mahalline tevdii suretiyle de yapılabilir. Bu durumda hurda veya çekme belgesi aranmaz ve ödeme bilgisi sigorta şirketince ilgililere bildirilir.
2.4. Dava açılması halinde, sigortalının ihbarı ile sigortacı takip ve idare etmek üzere davaya her aşamada dahil olur. Sigortalı, sigortacının göstereceği avukata gereken vekâletnameyi vermek zorundadır. Sigortacı karşı taraf lehine hükmedilen dava masrafları ile mahkemece hükmedilen karşı taraf avukatlık ücretlerini ödemekle yükümlüdür. Şu kadar ki, hükmolunan tazminat sigorta bedelini geçerse, sigortacı bu masrafları sigorta bedelinin tazminata oranı dahilinde öder.
Sigortalı veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kimseler aleyhine cezai kovuşturmaya geçilmesi halinde, sanığın izni ile sigortacı da savunmaya iştirak eder. Bu takdirde, sigortacı yalnız seçtiği avukatın giderlerini öder.
2.5. İncelemeler hasar ihbarı üzerine üç ay içinde tamamlanamamışsa; sigortacı, tazminattan mahsup edilmek üzere, tarafların mutabakatı veya anlaşmazlık hâlinde mahkemece yaptırılacak bilirkişi tespitlerine göre süratle tespit edilecek hasar miktarının en az yüzde ellisini avans olarak öder.
B.3. SİGORTACININ HALEFİYETİ
Sigortacı ödediği tazminat miktarınca hukuken hak sahibi yerine geçer.
B.4. ZARAR GÖRENLERİN HAKLARININ SAKLI TUTULMASI VE SİGORTACININ SİGORTALIYA RÜCU HAKKI
Sigorta sözleşmesinden veya sigorta sözleşmesine ilişkin kanun hükümlerinden doğan ve tazminat yükümlülüğünün kaldırılması veya miktarının azaltılması sonucunu doğuran haller zarar görene karşı ileri sürülemez.
Ödemede bulunan sigortacı, sigorta sözleşmesine ve bu sözleşmeye ilişkin kanun hükümlerine göre, tazminatın kaldırılmasını veya azaltılmasını sağlayabileceği oranda sigortalıya rücu edebilir.
Sigortalıya başlıca şu nedenlerle rücu edilir:
a) Tazminatı gerektiren olay, sigortalının veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin kasti bir hareketi veya ağır kusuru sonucunda meydana gelmiş ise,
b) Tazminatı gerektiren olay, aracın ilgili mevzuat hükümlerine göre gereken ehliyetnameye sahip olmayan veya geçerliliğini yitirmiş sürücü sertifikasına sahip ya da ehliyetine geçici/sürekli el konulmuş kimseler tarafından sevk edilmesi veya trafik kurallarının ihlali sonucunda meydana gelmiş ise,
c) Aracın, uyuşturucu madde veya ilgili mevzuatta belirlenen seviyenin üzerinde alkollü içki almış kişilerce veya aynı mevzuatta alkollü içki alamayacağı belirtilen kişilerce alkollü içki alınmak suretiyle kullanılması sırasında meydana gelen zararlar,
ç) Tazminatı gerektiren olay, yolcu taşımaya ruhsatlı olmayan araçlarda yolcu taşınması veya yetkili makamlarca tespit edilmiş olan istiap haddinden fazla yolcu veya yük taşınması veya patlayıcı, parlayıcı ve tehlikeli maddeleri taşıma ruhsatı bulunmayan araçlarda, bu maddelerin parlama, tutuşma ve infilakı yüzünden meydana gelmiş ise,
d) Sigortalının rizikonun gerçekleşmesi halinde bu genel şartların B.1. maddesinde belirtilen yükümlülükleri yerine getirmemesinden dolayı zarar ve ziyan miktarında bir artış olursa,
e) Tazminatı gerektiren olayın aracın çalınması veya gasp edilmesi sonucunda olması halinde, çalınma veya gasp edilme olayında sigortalının kendisinin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin kusurlu olduğu tespit edilirse,
f) Bedeni hasara neden olan trafik kazalarında sigortalının veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin,  tedavi veya yardım amaçlı sağlık kuruluşuna gitme, can güvenliği nedeniyle uzaklaşma gibi zorunlu haller hariç olmak üzere, olay yerini terk etmesi veya kaza tutanağı, alkol raporu vb. kazanın oluş koşullarına ilişkin gereken belgelerin düzenlenmesi yükümlülüğüne aykırı davranması halinde,
Sigortacı rücu sebeplerine dayanarak tazminat sürecini geciktiremez ve bu sebeplere dayalı bilgi ve belgeyi hak sahibinden talep edemez.
C.1. SİGORTA ÜCRETİNİN ÖDENMESİ
Sigorta ücreti; prim, Güvence Hesabına katılma payı ile sigorta sözleşmesine, bedeline veya primine ilişkin olarak mevcut ve ileride konulacak vergi, resim ve harçlardan oluşur.
Sigorta ücretinin tamamı, sözleşme yapılır yapılmaz poliçenin teslimi karşılığında peşinen ödenir. Ancak taraflar, sigorta priminin en az dörtte biri poliçenin teslimi karşılığında peşin olmak koşuluyla, taksitler halinde ödenmesini kabul edebilirler. Bu takdirde sigortacı prim ödenmemesi sebebiyle sahip olduğu sözleşmenin feshi hakkından vazgeçmiş sayılır.
C.2. SÖZLEŞME YAPILDIĞI SIRADA BEYAN YÜKÜMLÜLÜĞÜ
Sigorta ettiren/sigortalı, sözleşmenin yapılması sırasında bildiği veya bilmesi gereken tüm önemli hususları sigortacıya bildirmekle yükümlüdür. Sigortacıya bildirilmeyen, eksik veya yanlış bildirilen hususlar, sözleşmenin değişik şartlarda yapılmasını gerektirecek nitelikte ise, önemli kabul edilir. Sigortacı tarafından yazılı olarak sorulan hususlar, aksi ispat edilinceye kadar önemli sayılır.
Sigortacı sigorta ettirene/sigortalıya cevaplaması için sorular içeren bir liste vermişse, sunulan listede yer alan sorular dışında kalan hususlara ilişkin olarak sigorta ettirene/sigortalıya hiçbir sorumluluk yüklenemez; meğerki sigorta ettiren/sigortalı önemli bir hususu kötü niyetle saklamış olsun.
Rizikonun gerçekleşmesinden sonra, sigorta ettirenin/sigortalının ihmali ile beyan yükümlülüğünün ihlal edildiğinin tespiti durumunda, bu ihlal tazminatın miktarına yahut rizikonun gerçekleşmesine etki edebilecek nitelikte ise, ihmalin derecesine göre ihlal sonucu tazminat miktarına etki eden tutar ilgisine göre sigorta ettirene/sigortalıya rücu edilir. İhmal kast derecesinde ve beyan yükümlülüğünün ihlali ile gerçekleşen riziko arasında bağlantı varsa, hak sahibine ödenen tüm tazminat ilgisine göre sigorta ettirene/sigortalıya rücu edilir, bağlantı yoksa, sigortacı ödenen primle ödenmesi gereken prim arasındaki oranı dikkate alarak, ödenen sigorta tazminatını rücuen tahsil eder.
C.3. SİGORTALININ/SİGORTA ETTİRENİN SİGORTA SÜRESİ İÇİNDE İHBAR YÜKÜMLÜLÜĞÜ VE SONUÇLARI
Sigortalı/sigorta ettiren, sözleşmenin yapılmasından sonra, sigortacının izni olmadan rizikoyu veya mevcut durumu ağırlaştırarak tazminat tutarının artmasını etkileyici davranış ve işlemlerde bulunamaz.
Sigortalı/sigorta ettiren veya onun izniyle başkası, rizikonun gerçekleşme ihtimalini artırıcı veya mevcut durumu ağırlaştırıcı işlemlerde bulunursa yahut sözleşme yapılırken açıkça riziko ağırlaşması olarak kabul edilmiş bulunan hususlardan biri gerçekleşirse derhâl; bu işlemler bilgisi dışında yapılmışsa, bu hususu öğrendiği tarihten itibaren en geç on gün içinde durumu sigortacıya bildirir. Sigortacı durumu öğrendiği andan itibaren 8 gün içinde prim farkının ödenmesi hususunu sigortalıya/sigorta ettirene ihtar eder. Sigortalı/sigorta ettiren, ihtarın tebliğ tarihini takip eden sekiz gün içinde talep olunan prim farkını sigortacıya öder.
Rizikonun gerçekleşmesinden sonra sigortalının/sigorta ettirenin ihmali belirlendiği ve değişikliklere ilişkin beyan yükümlülüğünün ihlal edildiğinin saptandığı takdirde, söz konusu ihlal tazminat miktarına ya da rizikonun gerçekleşmesine etki edebilecek nitelikte ise, ihmalin derecesine göre, ihlal sonucu tazminat miktarına etki eden tutar ilgisine göre sigortalıya/sigorta ettirene rücu edilir. Sigortalının/sigorta ettirenin kastı hâlinde ise meydana gelen değişiklik ile gerçekleşen riziko arasında bağlantı varsa, bu durumda hak sahibine ödenen tüm tazminat ilgisine göre sigortalıya/sigorta ettirene rücu edilir. Bağlantı yoksa, sigortacı ödenen primle ödenmesi gereken prim arasındaki oranı dikkate alarak ödenen sigorta tazminatını ilgisine göre  sigortalıya/sigorta ettirene rücu eder. Sigortalı/sigorta ettiren, sigortacı tarafından tebliğ edilen prim farkını süresinde ödemediği ve rizikonun sigortacı tarafından fark priminin tebliğ edilmesini takip eden sekiz günden sonra gerçekleştiği durumda sigortacı ödenen primle ödenmesi gereken prim arasındaki oranı dikkate alarak ödenen sigorta tazminatını ilgisine göre sigortalıya/sigorta ettirene rücu edebilir.
Sigortalı/sigorta ettiren; kazaya karışılması, bu genel şartlar kapsamındaki sigorta teminatına dahil hususlarla ilgili dava açılması gibi sorumluluğunu gerektirecek olayları, on gün içinde, sigortacıya bildirir. Bildirimin yapılmaması veya geç yapılması, ödenecek tazminatta artışa neden olmuşsa, artan kısım ilgisine göre sigortalıya/sigorta ettirene rücu edilir.
C.4. SİGORTALININ DEĞİŞMESİ
Sigorta sözleşmesi, sözleşmeye taraf olan sigortalıyı takip eder.  
Sigortalının değiştiği her durumda mevcut sözleşme değişim tarihi itibarıyla kendiliğinden sona erer ve ilgiliye gün esasına göre prim iadesi yapılır. Ancak, mevcut sözleşme sigortalının değiştiği tarihten itibaren onbeş gün süresince herhangi bir işleme gerek kalmaksızın ve prim ödenmeksizin yeni işleten için sözleşme yapılana kadar geçerlidir.
C.5. TEBLİĞ VE İHBARLAR
Sigortacıya yapılacak bildirimler sigorta şirketinin merkezine veya sözleşmede yer verilen ilgili temsilciliğine veya sigorta sözleşmesine aracılık yapan acenteye noter eliyle veya taahhütlü mektupla yapılır.
Sigortacının bildirimleri de sigortalının poliçede gösterilen adresine veya bu adres değişmişse son bildirilen adresine aynı surette yapılır.
Taraflar imza karşılığı ile elden verilen mektup veya telgrafla yapılan bildirimler de taahhütlü mektup hükmündedir.
Sigorta sözleşmesinde belirlenen elektronik haberleşme yöntemleri ile de tebliğ ve ihbar yapılabilir.
C.6. SIRLARIN SAKLI TUTULMASI
Sigortacı ve sigortacı adına hareket edenler bu sözleşmenin yapılması dolayısıyla sigortalıya ait olarak öğreneceği sırların saklı tutulmamasından doğacak zararlardan sorumludurlar. Sigortalı iş bu poliçeye taraf olmakla sigorta konusu araca ilişkin sigortalıyı tanımlamayan bilgilerin 3/6/2007 tarihli ve 5684 sayılı Sigortacılık Kanununun 31/A ve 31/B maddeleri hükmü çerçevesinde paylaşılmasına rıza göstermiş sayılır.
C.7. YETKİLİ MAHKEME
Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi, kazanın meydana geldiği yer mahkemesinde ya da zarar görenin ikametgâhının bulunduğu mahkemede de açılabilir. Uyuşmazlığın çözümü için Sigorta Tahkim Komisyonuna da başvurulabilir.
C.8. ZAMANAŞIMI
Motorlu araç kazalarından doğan zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin, zarar ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrar.
Dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve ceza kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş bulunursa, bu süre tazminat talepleri için de geçerlidir.
Zamanaşımı, tazminat yükümlüsüne karşı kesilirse, sigortacıya karşı da kesilmiş olur. Sigortacı bakımından kesilen zamanaşımı, tazminat yükümlüsü bakımından da kesilmiş sayılır.
Motorlu araç kazalarında tazminat yükümlülerinin birbirlerine karşı rücu hakları, kendi yükümlülüklerini tam olarak yerine getirdikleri ve rücu edilecek kimseyi öğrendikleri günden başlayarak iki yılda zamanaşımına uğrar.
Diğer hususlarda genel hükümler uygulanır.
C.9. ÖZEL ŞARTLAR
Bu genel şartlara aykırı olmamak kaydıyla özel şartlar konulabilir.
C.10. Yürürlükten Kaldırılan Mevzuat
12/8/2003 tarihli ve 25197 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları yürürlükten kaldırılmıştır.
C.11. YÜRÜRLÜK
Bu Genel Şartlar 1/6/2015 tarihinde yürürlüğe girer.
Devamını Oku

Hizmet kusuru görevli mahkeme

Yargıtay ve adli yargının istikrarlı bir biçimde hizmet kusur varsa İdari Yargı görevlidir şeklinde ki kararlarında son yıllarda verilen kararlar ile ciddi bir değişikliğe gidilebilecektir zira aşağıda yer alan karar ile idareye hizmet kusuru nedeni ile açılan davalarda Adli Yargı'nın görevli olduğu kabul edilmiş olup söz konusu kararın uygulaması zaman içinde netleşecektir 

UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ HUKUK BÖLÜMÜ E. 2014/871 K. 2014/924 T. 13.10.2014

ÖZET : Davacının, sevk ve idaresindeki motosiklet ile dava dışı üçüncü kişinin aracına çarpması sonucu meydana gelen trafik kazasında, davaya konu kazanın meydana geldiği yolda bulunan yol bakım ve onarım çalışmalarına rağmen, gerekli uyarı önlemlerinin almayan davalı Elazığ Belediye Başkanlığı'nın kusurlu olduğu gerekçesine dayalı olarak, araçta meydana gelen hasarın davalıdan tazmini istemi ile açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerekir.
OLAY : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin sevk ve idaresindeki 23… … plakalı motorsikleti ile davalı M.Ö.'in sevk ve idaresindeki 23… ... plakalı araç arasında 23.01.2009 tarihinde maddi hasarlı trafik kazası meydana geldiğini, kazada davalının trafiğe giriş yasağı olan yola giriş yaparak kazaya sebebiyet verdiğini, müvekkilinin kaza sonrası Elazığ Fırat Üniversitesi Araştırma Hastanesinde yaklaşık 8 ay tedavi gördüğünü ve halen tedavisinin devam ettiğini, Elazığ 1.Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2009/504 Esas sayılı dosyası ile dava açıldığını ve dosyanın halen derdest olduğunu, davalılardan M.Ö.'in kullandığı aracın davalı G.Sigorta A.Ş.Genel Müdürlüğü tarafından sigortalı olduğunu belirterek, müvekkili için fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 10.000 TL maddi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı Güneş Sigorta için poliçesinden doğan sorumlulukta sınırlı olmak üzere diğer davalıdan müştereken ve müteselsilen tahsiline, 10.000 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalı M.Ö.'den tahsiline karar verilmesi istemi ile 28.09.2009 tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır.
Davacı vekilinin Elazığ Asliye Hukuk Mahkemesi'ne aynı olaya ilişkin olarak verdiği 19.01.2010 tarihli dava dilekçesi ile bu kez, Elazığ Belediye Başkanlığı'na karşı, olayda hizmet kusuru bulunduğu gerekçesi ile maddi ve manevi tazminat davası açtığı; bu davanın Elazığ 2.Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2010/70 esasına kaydedildiği ve aynı mahkemenin 08.04.2010 gün ve 2010/70 Esas, 2010/135 Karar sayılı kararı ile; Elazığ 1.Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2009/428 Esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verildiği ve her iki dosya yargılamasının bu esas üzerinden yürütülmesine devam edildiği tespit edilmiştir.
Elazığ 1.Asliye Hukuk Mahkemesi: 20.09.2012 gün ve 2009/428 Esas, 2012/328 Karar sayılı kararı ile; İstem, haksız fiil nedeniyle maddi ve manevi tazminata ilişkindir. Davacı, kendi kullanımında bulunan 23… ... plaka sayılı motorsiklet ile davalı M.Ö.'in kullandığı aracın çarpışması sonucu iş görmezlik zararı ve manevi tazminat istemektedir. BK'nun 54.maddesi ( eski 818 SK'nun 46.madde ) ile 56. Maddesine dayalı ( eski 818 SK'nun 47.madde ) manevi tazminat isteklerine esas olmak üzere bu kaza sonrası davacının bedensel zarara uğradığı dosyaya sunulan belgeler ve Adli Tıp uzmanı bilirkişinin raporu ile sabit bulunmaktadır. Söz konusu madde hükümleri uyarınca zararın tazminine karar verilebilmesi için eylemle sonuç arasında uygun nedenselliğin bulunması, bu anlamda eylemi ile zarara yol açan kişinin kazada kusurunun bulunması gerekmektedir. Gerek ceza yargılamasındaki Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesinin 10.12.2009 tarihli raporunda, gerekse mahkememizce talimat mahkemesi aracılığıyla aldırılan üç kişilik bilirkişi kurulu raporunda, davalı M.Ö.'in kusurunun bulunmadığı, davacının ise kısmen kusurlu olduğu mütalaa edilmiştir. Ceza mahkemesinde de, M.Ö. kusursuzluğu nedeniyle beraat kararı verilmiştir. Raporlar denetime elverişli ve yasal gerekçeler içerdiğinden hükme esas alınması uygun bulunmaktadır. Bu halde eylemi ile zarara yol açtığı iddia edilen diğer araç sürücüsü davalı M.Ö. yönünden zararı tazmin sorumluluğu bulunmamaktadır. Davalı sigorta şirketine de M.Ö.'in aracının sigortacısı olduğu için halefıyet ilkesi gereği sorumluluk yüklenemeyecektir. Bu nedenle asıl davanın esastan reddi gerekmektedir. Birleşen davaya gelince; kazanın meydana geldiği yol ile ilgili davalı Belediyenin sorumluğuna ilişkin iddianın temelinde idari iş ve eylemlerin zararın doğumuna yol açtığı olgusu vardır. 6100 sayılı HMK'nun 3. Maddesinde her türlü idari işlem ve eylemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine yahut kişinin ölümüne bağlı maddi ve manevi zararların tazminine ilişkin davalara Asliye Hukuk Mahkemelerinin bakacağı belirlendiği için mahkememizce davaya bakılmış ise de, söz konusu hüküm Anayasa Mahkemesinin 16/02/2012 tarih ve 2011/35 E-2012/23 K sayılı ilamı ile iptal edilmiş, iptal kararı 19.05.2012 tarih ve 28297 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Mahkememizin görevine ilişkin kanundaki özel düzenleme iptal edilmiş olduğundan genel hüküm gereği belediye hakkında açılan davada yargı yeri mahkememiz değil idari yargı mercileridir. Göreve ilişkin iptal kararı ile açığa çıkan bu durum HMK'nun Geçici 1.maddesinin istisna hallerinden olduğu için davaya devam edilmesi mümkün bulunmamaktadır. Açıklanan gerekçeyle davalı Belediye hakkında açılan davada yargı yolu yönünden red kararı vermek gerekmiştir.” denilmek suretiyle, asıl davanın esastan reddine, birleşen Elazığ 2.Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2010/70 Esas sayılı dava dosyasının yargı yolu yönünden reddine karar vermiş, karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Yargıtay 17.Hukuk Dairesi: 03.04.2014 gün ve 2013/5706 Esas, 2014/5028 Karar sayılı kararı ile hükmün onanmasına karar vermiş; bu şekilde karar, 1086 sayılı Yasa'nın Geçici 2. ve 6100 sayılı Yasa'nın Geçici 3.maddesi gereğince halen yürürlükte olan 1086 sayılı Yasa'nın 440.maddesi gereğince 15.07.2014 tarihinde kesinleşmiş ve karara şerh edilmiştir.
Davacı vekili bu kez aynı istemle; sadece davalılardan Elazığ Belediye Başkanlığı'na karşı idari yargıda dava açmıştır.
Elazığ 1.İdare Mahkemesi: 06.08.2014 gün ve 2014/938 Esas sayılı kararı ile: “..somut olaya konu trafik kazası 2009 yılında meydana gelmiş ise de; 2918 sayılı Kanun'un110.maddesinde yapılan değişikliğin yürürlüğünden önce de ilk dava adli yargı yerinde açıldığından Geçici 21.maddenin uygulanamayacağı ve 110.maddedeki görev hükmünün kamu düzeni kapsamında bu aşamada gözetilmesi gerektiği, dolayısıyla bakılmakta olan davanın konusunu oluşturan uyuşmazlığın çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu” sonucuna varmış olup, 2247 sayılı Kanun'un 19.maddesi gereğince görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü'nün, Serdar ÖZGÜLDÜR'ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU, Mehmet AKBULUT 'un katılımlarıyla yapılan 13.10.2014 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27.maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; 2918 sayılı Kanun'dan kaynaklanan sorumluluk davasında davalılardan Elazığ Belediye Başkanlığı yönünden adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Kanunun 19.maddesinde öngörülen biçimde görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının son görevsizlik kararını veren mahkemece, adli yargı dosyasına ilişkin evrak da temin edilmek suretiyle, son görevsizlik kararını veren mahkemece, Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül Yiğit'in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ'ün davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
KARAR : Dava, davacının sevk ve idaresindeki 23… ... plakalı motosiklet ile 23… ... plakalı aracın çarpışması sonucu meydana gelen kazanın gerçekleştiği yolda, yol yapım çalışmaları olmasına rağmen, gerekli uyarı önlemlerini almayan davalı Belediye Başkanlığı'nın hizmet kusuru bulunduğunu iddia ederek uğradığı maddi ve manevi zararın davalı idareden tazmini istemi ile açılmıştır.
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1.maddesinde, Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; “Kapsam” başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun karayollarında uygulanacağı; 10. maddesinde, yapım ve bakımdan sorumlu olduğu yolları trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmanın gerekli görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret levhaları koymak ve yer işaretlemeleri yapmanın Belediye Trafik birimlerinin görev ve yetkileri arasında olduğu belirtilmiştir.
Öte yandan 2918 sayılı Yasanın 19.01.2011 günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde “İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır.
Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir”; Geçici 21. maddesinde de “Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz” denilmiştir.
Dosyanın incelenmesinde, davacının 23.01.2009 günü sevk ve idaresindeki 23… ... plakalı motosiklet ile davalı M.Ö.'in kullandığı aracın çarpışması sonucu davaya konu kazanın meydana geldiği, dosyada bulunan 27.04.2011 tarihli ve 03.04.2012 tarihli bilirkişi raporları içeriğinden; olay günü kazanın meydana geldiği yolda, yol yapım çalışmaları yapıldığı, fakat seyir halindeki araçlar için gerekli uyarı önlemlerinin alınmadığı, bu nedenle kazanın meydana gelmesinde davalının hizmet kusurunun bulunduğunun belirtildiği, davacı tarafından da söz konusu raporlar referans alınmak sureti ile olayda davalının hizmet kusuru bulunduğu iddia edilerek, maddi ve manevi tazminat istemli iş bu davanın açıldığı, Elazığ 1.Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2009/428 Esas, 2012/328 Karar sayılı kararı ile davalı Elazığ Belediye Başkanlığı yönünden davanın görev yönünden reddine karar verdiği ve bu kararın Yargıtay 17.Hukuk Dairesi'nin 03.04.2014 gün ve 2013/5706 Esas, 2014/5028 Karar sayılı kararı ile onanarak kesinleştiği; davacının bu kez yine aynı gerekçelerle davalı Elazığ Belediye Başkanlığı aleyhine idari yargı yerinde maddi ve manevi tazminat istemli dava açtığı, Elazığ 1.İdare Mahkemesi'nin 06.08.2014 gün ve 2014/938 Esas sayılı kararı ile; davada adli yargının görevli olduğunu belirterek, adli ve idari yargı yerleri arasında oluşan görev uyuşmazlığının giderilmesi istemi ile 2247 sayılı Kanun'un 19.maddesi uyarınca dosyanın Mahkememize gönderilmesine karar verdiği anlaşılmıştır.
2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Bursa 3. Asliye Hukuk Mahkemesi ve Batman 2.Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, şu gerekçesi ile anılan kuralı Anayasaya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir: “… Anayasa Mahkemesi'nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa'da adli ve idari yargı ayrımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun'dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun'da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa'nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir…” ( Any. Mah.nin 26.12.2013 tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı kararı; R.G. 27.3.2014, Sayı: 28954, s.136-147. )
Anayasa'nın 158 inci maddesinin son fıkrasında “ Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi'nin kararı esas alınır.” denilmektedir. Anayasa Mahkemesi'nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısıyla 2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun'dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa'ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasa'nın 158 inci maddesi uyarınca, başta Mahkememiz olmak üzere diğer yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir.
Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi'nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle davanın görüm ve çözümü adli yargı yerinin görevine girdiğinden, Elazığ 1.İdare Mahkemesi'nce yapılan başvurunun kabulü ile, Elazığ 1.Asliye Hukuk Mahkemesi'nce davalı Elazığ Belediye Başkanlığı yönünden verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Elazığ 1.İdare Mahkemesi'nce yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, Elazığ 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 20.09.2012 gün ve 2009/428 Esas, 2012/328 Karar sayılı birleşen Elazığ 2.Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2010/70 Esas sayılı dava dosyasının GÖREV YÖNÜNDEN REDDİNE İLİŞKİN KARARIN KALDIRILMASINA, 13.10.2014 gününde Üye Eyüp Sabri BAYDAR'IN KARŞI OYU ve OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi.
KARŞI OY :
Somut uyuşmazlıkta, davalı Belediyenin karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmali sonucu zarara neden olan kazanın meydana geldiği iddia edilmektedir.
2918 Sayılı KTK'nın 10.md. "Belediyelerin yapım ve bakımından sorumlu olduğu yollan, trafik düzen ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmak, karayolu yapısında ve üzerinde yapılacak çalışmalarda gerekli tedbirleri almakla görevli" olduğuna işaret edilmiş,
TC Anayasası'nın 125 /son md. "idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu" kurala bağlanmış,
2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava çeşitleri arasında" sayılmıştır.
Bu durumda belediye sınırları içindeki yolun yapım, bakım ve onarmamın yapılmadığı nedeniyle doğan zararın tazmininin amaçlanmış olması karşısında, idarenin görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü esnada kişilere verdiği zararın ödetilmesine yönelik bulunan uyuşmazlık konusu davanın, olayda kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde esas alman idare hukuku kurallarına ve 2577 Sayılı IYUK 2/1 -b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır.
Sayın çoğunluk, karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmalden doğan zararda Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşünde hukuki dayanak olarak 2918 Sayılı KTK 110/1 md. hükümlerini esas almıştır.
11.01.2011 gün 6099 Sayılı Yasa'nın 14. maddesi ile 2918 Sayılı KTK 110. maddesine eklenen 1 .fıkra ile "işleteni veya sahibi devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil bu kanundan doğan sorumluluk davaları Adli Yargıda görülür... " hükmü getirilmiştir.
Sayın çoğunluk görüşünün aksine eldeki uyuşmazlık anılan yasa hükmü kapsamında kalmamaktadır.
Çünkü, 2918 Sayılı KTK 85.maddesinde açıkça belirtildiği gibi yasa motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlar nedeniyle işletenin hukuki sorumluluğunu düzenlemektedir.
Yasa hükmünde geçen bu kanundan ve Adli Yargıda görülmesi gereken sorumluluk davaları, 2918 Sayılı Yasa'nın 85.maddesinde düzenlenen motorlu araçların işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı araç işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin davalardır.
Yasa değişikliğinden önce kamu araçlarının işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı kamu idaresinin sorumluluğunun hangi yargı kolunda görüm ve çözümü konusunda yasada bir düzenleme bulunmadığından İdari ve Adli Yargı organları arasında çıkan görev uyuşmazlıklarını sonlandırmak üzere sözü geçen yasa hükmü getirilmek suretiyle kamu araçlarının verdiği zararlar nedeniyle işletenin sorumluluğunda 2918 Sayılı Yasa'nın amacına uygun olarak Adli Yargıda görüm ve çözüm esası benimsenmiştir.
2918 sayılı yasanın 110. maddesinde yapılan yasa değişikliğine ilişkin Hükümet gerekçesi de getirilen yeni hükmün bu nedenle maddeye eklendiğini teyit etmektedir.
Diğer taraftan, sayın çoğunluk 2918 sayılı yasanın 110. maddesi hükmünün iptali istemi ile Anayasa Mahkemesine açılan dava sonucunda verilen yorumlu red kararlarını, karara dayanak almakta ise de bu görüşe de itibar edilmesi mümkün değildir.
Zira; "T.C. Anayasasında, Anayasa Mahkemesinin iptal veya iptal talebinin reddi dışında yorumlu red kararı verebileceğine dair bir işaret yoktur. Tersine T.C. Anayasasının 153/2 maddesi "Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez." hükmü böyle bir anlayışın benimsenmemiş olduğunun kanıtı olarak kabul edilebilir. Gerçi madde iptal kararlarından bahsetmektedir, ama Anayasa koyucunun amacının Anayasa Mahkemesinin kanun koyucu gibi hareket etmesini önlemek olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Yorumlu red kararlarının ise diğer mahkemeleri, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlaması itibariyle bir çeşit pozitif kanun koyuculuk anlamına geldiğine şüphe yoktur. ( Türk Anayasa Hukuku Prof. Dr. Ergun Ozbudun. Sh. 440 vd. )
Hakkında yorumlu red kararı verilen bir kanun maddesi yürürlükte kalmaya devam eder. Dolayısıyla somut olaylara uygulanır. Somut olaylarda o maddenin ne anlama geldiğine, yani nasıl yorumlanacağına, bundan sonra da Anayasa Mahkemesi değil onu uygulayacak Mahkemeler karar verir. Anayasa Mahkemesinin yorumlu red kararı verirken yaptığı yorumunun diğer mahkemeleri bağlaması mümkün değildir. Bir kanun maddesinin nasıl yorumlanacağına onu uygulayacak olan Adli- idari ve Askeri Yargı organları karar verir. Anayasa Mahkemesi Adli, idari ve Askeri kollarının üst mahkemesi olmadığına göre bu yargı kollarındaki mahkemelere kendi yorumunu empoze etmesi mümkün değildir. O halde Anayasa Mahkemesinin verdiği yorumlu red kararlarının kendilerinden beklenen fonksiyonu ifa edebilmeleri, diğer mahkemelerin Anayasa Mahkemesinin bu yorumlarını benimsemelerine bağlıdır. Oysa hukukumuzda, Anayasa Mahkemesi kararlarında yapılan yorumlar diğer mahkemeleri bağlamaz. Zira Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı bu kararların hüküm fıkralarına münhasırdır. ( Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Kemal Gözler, sh. 444 ) Keza, Sayın çoğunluğun karan dayandırdığı T.C. Anayasasının 158. madde hükümlerininde uyuşmazlıkta uygulama yeri bulunmamaktadır. Uyuşmazlık Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen T.C. Anayasasının 158. maddesi açık hükmünden de anlaşıldığı üzere Anayasa Mahkemesi ile diğer yargı kolları arasında olumlu veya olumsuz görev uyuşmazlığının doğması halinde Anayasa Mahkemesi görüşünün üstün tutulacağına ilişkin düzenlemenin, uyuşmazlıkta Anayasa Mahkemesinin görevlilik veya görevsizlik kararının bulunmaması, diğer yargı kolları ile arasında bir görev ihtilafının çıkmaması nedeniyle uygulanması mümkün değildir.
Açıklanan gerekçelerle uyuşmazlıkta idari yargı görevli olup, benzer ihtilaflarda da idari yargının görevli olduğu Yargıtay 4, 11, 17 Hukuk Dairelerinin istikrarlı kararlarıyla Içtihad edildiği gibi Danıştay kararlarında da uyuşmazlıkta İdari Yargının görevli olduğu benimsenmiştir. ( Danıştay 10. Daire E 2011/11522, K 2012/5347 sayı, E. 2011/10856 ve K. 2013/670 Sayı, vs. )
Somut uyuşmazlıkta davanın karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki idarenin hizmet kusuruna dayanmasına,
2918 Sayılı Yasa'nın 110/1 md. motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlardan dolayı işletenini hukuki sorumluluğunun Adli Yargıda görüm ve çözümünü düzenleme altına almasına,
Somut uyuşmazlığın anılan yasa hükmü kapsamında bulunmamasına,
Kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde, 2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde İdari Yargının görevli olmasına göre,
Uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum.
Devamını Oku