Rent a car kaskosu


Yargıtay aşağıda yer alan kararı ile rent-a car şirketlerinin poliçede öngörülen kasko sigortasını en geniş kapsamlı hali ile yorumlamış olup poliçenin dar kapsamlı olmasından ya da sözleşmede olmasına rağmen poliçe olmamasından dolayı araç kiralayanın sorumlu olmayacağına hükmetmiştir.

6. Hukuk Dairesi         2014/3150 E.  ,  2014/13914 K.


Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı tazminat davasına dair karar, davalı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Dava, kiralanan araçtaki hasar bedeli, değer kaybı ile gelir kaybı istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı vekili, dava dilekçesinde; müvekkiline ait GA plaka sayılı aracın davalıya kiralandığını, davalının kullanımıda iken meydana gelen trafik kazası sonucunda araçta ağır hasar oluştuğunu, davalının olayda tam kusurlu olduğunu belirterek 19.290 TL tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.
1-Dosya kapsamına, toplanan delillere, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verilmiş olmasına ve takdirde de bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Davalının kiralanan araçta meydana gelen hasar bedeline ilişkin temyiz itirazlarına gelince;
Taraflar arasında 14/03/2012 başlangıç tarihli kira sözleşmesi konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Kira sözleşmesinde, kiralayana ait araçların, zorunlu ve isteğe bağlı sigortalar ile teminat altına alındığı, kiracının % 100 kusurlu olması halinde zararın tamamından şahsen sorumlu olacağı, muafiyetli hasar sigortasının kiralama fiyatına dahil oduğu düzenlenmiştir. Dava konusu aracın, dar kapsamlı kasko sigorta poliçesi ile aracın yanması, çalınması veya çalınmaya teşebbüs edilmesi risklerine karşı sigortalandığı anlaşılmaktadır. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davalının kazanın oluşumunda tam ( % 100 ) kusurlu olduğu, kiralayan tarafından araca dar kapsamlı sigorta yapıldığı, kiracının % 100 kusurlu olması nedeniyle sözleşme hükmü gereğince araca kasko sigortası yaptırılmış olup olmamasının sonuca etkili olmadığı bildirilmiştir. Kasko Sigortası Genel Şartları A.5 maddesinde teminat dışında kalan haller belirtilmiş olup " % 100 kusurlu" olma hali teminat dışında bırakılmamıştır. Meydana gelen hasar, sözleşmede belirtildiği şekilde kasko sigorta poliçesi düzenlenmesi halinde teminat kapsamında kalmaktadır. Bu nedenle kiracının, araçta meydana gelen hasardan sorumlu tutulamayacağı gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Hükmün bu nedenlerle bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda (2) No'lu bentte yazılı nedenlerle davalının temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK.ya 6217 Sayılı Kanunla eklenen geçici 3.madde hükmü gözetilerek HUMK.nın 428.maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA ve istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 15/12/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi
Devamını Oku

Trafik Sigortası Genel Şartları ile Getirilen Değişiklikler


Trafik sigortası genel şartlarında oldukça kapsamlı bir değişim yapıldı 01.06.2015 te yürürlüğe girecek , genel şart metninden bu tarihten sonra olacak kazalara uygulanacağı belirtilmiş zaten aleyhe değişikliklerin hukuk düzeninde geçmişe etkili olması beklenmez ama yoruma açık olan ve tartışılan bazı hususlarda sıkıntıları gidereceğini bekleyebiliriz.TTK 1425. madde 3 fıkrası genel şart değişikliklerinin lehine olan bir değişimin derhal uygulanacağını ön görmüştür.

Ancak gerek Karayolları Trafik Kanunu ve Yönetmeliğine aykırı hususlar gerekse Yargıtay İçtihatlarına aykırı tanımlamalar nedeni ile uygulamasının sıkıntılı olacağını söyleyebiliriz.Özellikle bedeni zararlarda uygulama Yargıtay'ın zarar hesabı ilkelerine aykırı olduğu için sorun yaratabilir.

Özetle gelen değişiklikler

Karayolu tanımı yoruma açıktı şimdi biraz daha sınırlanmış ama tüm uyuşmazlıklar için hala kesin çözüm değil sonuçta her somut olayda tartışılabilir.

İşletilme hali Yargıtay'ın belirlediği kriterlere uygun hale getirilmiş ama çok özensiz yazılmış bu tanıma göre mekanik aksamı çalışmayan hatalı park eden bir aracın sorumluluğu kapsamda değil gibi yanlış sonuçlara götürebilir.

Zararın tanımı yapılmış ancak zarar tanımı Yargıtay İçtihatları ve Borçlar Kanunu, Karayolları Trafik Kanunu ve Yönetmeliğine tam manasıyla uymuyor.

Eşdeğer parça orjinal parça tanımı yapılmış ama bu konuda sorun tanımdan ziyade sertifkasyon sorunu idi genel şartta bahsedilen bahsedilen belgelendirme sisteminin uygulamaya girmesi ile sorun ortadan kalkacaktır.Tanım hiç bir zaman yeterli olmaz.

Çıkma parça olarak tabir edilen parçaların bir takım düzenlemeler ile kullanımına olanak verilecek.Bu konuda İspanya örneğinde olduğu gibi pert edilen araçların belirli kurallar çerçevesinde onarım yerine sökülerek kullanımı şeklinde bir üzenleme ilerleyen zamanlarda beklenebilir.

Değer kaybı hususunda hesaplama kriterleri getirilmiş bu kriterlerin ne kadar sağlıklı ve adil olduğunu zamanla göreceğiz.Bugünde dek Yargıtay değer kaybını sigorta teminatında görüyordu ancak hesaplama işi bilirkişilere düşüyordu.Yargıtay formüllere sıcak bakmıyor, bilirkişi tarafından hasarlı ve hasarsız hallinin arasında ki farkın tespitini talep ediyordu.Sonuçta araçların hasarsız piyasa rayici ve hasarlı piyasa rayicinin tespiti son derece güç birincisi her aracın piyasasında bedeller değişkenlik arz ediyor her hasarlı araç ta aynı derece de hasarlı olamayacağına göre aslında hasarlanan araç genelde değer kaybetse de kesin bir rakamı vemek son derece zor formül bu açıdan Yargıtay tarafından benimsenirse olumlu bir uygulama olur.Ancak ilk başta da belirttiğim gibi formülün adil sonuçlar vermesi işleyiş açısından önemli Müsteşarlığın gelen itirazlar çerçevesinde formülü sık aralıklarla revize ederek en adil sonuca ulaşması sorunun çözümüne katkı sağlayacaktır. 

Sağlık giderleri teminatının tanımına yer verilmiş ama tanım hatalı ve sorunu çözecek gibi değil geçici iş göremezlik teminatı ve SGK tarafından mevzuatı çerçevesinde karşılanmayan zararların ne olacağı hususunun ucu açık bırakılmış.Tanım çok hatalı bir şekilde yapılmış ve sonunda devir ile sorumluluğun kalktığından bahsedilmiş, tanım çelişkilerle dolu uygulamayı görmek gerekecek.

Sürekli sakatlık teminatı Yargıtay'ın maluliyet zararını Adli Tıp meslekte kazanma gücü kaybına göre hesaplamalı ilkesine aykırı Yargıtay'ın görüşünün değişmesi ihtimali çok zayıf zira bu sadece trafik sigortası için geçerli bir zarar tazmin hesaplama ilkesi değil tüm haksız fiil,iş kazası vb. sorumluluklarda da bu yötem uygulanıyor.Kısacası değişiklik sıkıntıları çözmüyor, hatta daha da arttırabilir.

Ölüm ve maluliyet halinde uygulanan bakiye ömür tabloları daha fazla tazminat hesaplanmasına olanak veriyor Yargıtay'ın 0 uyguladığı faiz 1.8 ile sınırlanmış şu an çoğunlukla %3 ten ödeme yapılıyordu.Ama %2 den ödeyen şirketlerde vardı.Bu durumda sigorta şirketlerinin ödediği tazminatlar gelir durumu, kusur durumu vs. değişkenlerde fark yoksa özellikle orta yaş üstü kişilerde mahkemece hükmedilen ödeme ile sigorta şirketinin ödemesi arasındaki marj yaş yükseldikçe daralacak ancak Yargıtay teknik faiz konusunda görüş değiştirmedikçe hiç bir zaman azalmayacak.Kısacası sigorta şirketleri mahkemelere göre daha uzun ömür ile daha çok yıl için hesap yapacak ama faizi indirmiş olsalar bile gene daha az ödeyecekler.Bu değişikliğin genelgelere göre lehe olduğunu düşünür isek sigorta şirketlerinin gelmiş geçmiş tüm zararlarda uygulaması gerektiği sonucu çıkabilir ama bu hususta mahkemeler ile uyumsuz olduğu ve geçmişte böyle bir düzenleme olmadığı için zaman açısından hangi taleplere uygulanacağı tartışmaya açık.

Genel olarak değişikliklere bakar isek Müsteşarlığın trafik poliçesini hukuk düzenimizde yer alan mevzuata göre işletenin hukuki sorumluluğunu sigorta eden bir araç olarak görmek yerine bu hukuki sorumluluğun poliçe ile düzenleneceği ve genel şartlarla belirleneceği şekilde gördüğü, genel şartları bu bakış açısıyla düzenlediği anlaşılıyor.Ancak genel şartlarla işletenin sorumluluğunu ve zarar hesabını ancak sigorta şirketleri açısından kısıtlayabilirsiniz, işleten ve zarar gören mahkemede karşı karşıya kalır ve işletene sigorta şirketinden daha fazla bir sorumluluk yüklenir bu da kanunla zorunlu hale getirilen poliçenin yapılış amacıyla bağdaşmaz.Kısacası sigorta şirketi bu genel şarta göre öder sigortalı mahkemede fazlayı ödemeye mahkum edilir ise sigortaya güven hususunda soru işaretleri doğabilir , İMM ye yük binebilir.

Dolayısıyla sıkıntıya yol açan mevcut yasal düzenlemelerin değişecek ise Karayolları Trafik Kanunu ve yönetmelikleri ile uyumlu olması mutlaka Borçlar Kanunu zara tazmin yöntemlerine aykırı olmaması en sağlıklı sonucu sağlayacaktır.


L bendi ile ilgili mevzuatla genel hükümlere bağlı talepler teminat dışı bırakılmış burada açık yazılmadığı için ilgili mevzuatın ne olduğu anlaşılamıyor ama genel hükümler Borçlar Kanunu ve kast edilen hatır taşıması ise Yargıtay'ın geçmiş kararları çerçevesinde uygulamada belirsizlikler yaşanabilir. Keşke Müsteşarlık değişikliği bir gerekçe ve ön söz ile sunsaydı en azından yorumlama bu tür sorunlar yaşanmazdı.

Temerrüt süresi olan 8 iş günü hususunda bir takım açıklamalar getirilmiş özellikle belge eksikliği durumunda temerrüdün oluşmayacağı belirtilmiş.

UYARI 


Telefon ile ya da e posta yolu ile bu yazı ile ilgili hususlarda DANIŞMA hizmeti verilmemektedir. Sitemizden ya da başka kaynaklardan edindiğiniz bilgilerle avukatınız olmadan hak aramaya çalışmanız size zarar verebilir.İş bu yazı değişen mevzuat karşısında güncelliğini yitirebilir

Devamını Oku

Hizmet kusuru görevli mahkeme

UYARI 


Telefon ile ya da e posta yolu ile bu yazı ile ilgili hususlarda DANIŞMA hizmeti verilmemektedir. Sitemizden ya da başka kaynaklardan edindiğiniz bilgilerle avukatınız olmadan hak aramaya çalışmanız size zarar verebilir.İş bu yazı değişen mevzuat karşısında güncelliğini yitirebilir


Yargıtay ve adli yargının istikrarlı bir biçimde hizmet kusur varsa İdari Yargı görevlidir şeklinde ki kararlarında son yıllarda verilen kararlar ile ciddi bir değişikliğe gidilebilecektir zira aşağıda yer alan karar ile idareye hizmet kusuru nedeni ile açılan davalarda Adli Yargı'nın görevli olduğu kabul edilmiş olup söz konusu kararın uygulaması zaman içinde netleşecektir 

UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ HUKUK BÖLÜMÜ E. 2014/871 K. 2014/924 T. 13.10.2014

ÖZET : Davacının, sevk ve idaresindeki motosiklet ile dava dışı üçüncü kişinin aracına çarpması sonucu meydana gelen trafik kazasında, davaya konu kazanın meydana geldiği yolda bulunan yol bakım ve onarım çalışmalarına rağmen, gerekli uyarı önlemlerinin almayan davalı Elazığ Belediye Başkanlığı'nın kusurlu olduğu gerekçesine dayalı olarak, araçta meydana gelen hasarın davalıdan tazmini istemi ile açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerekir.
OLAY : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin sevk ve idaresindeki 23… … plakalı motorsikleti ile davalı M.Ö.'in sevk ve idaresindeki 23… ... plakalı araç arasında 23.01.2009 tarihinde maddi hasarlı trafik kazası meydana geldiğini, kazada davalının trafiğe giriş yasağı olan yola giriş yaparak kazaya sebebiyet verdiğini, müvekkilinin kaza sonrası Elazığ Fırat Üniversitesi Araştırma Hastanesinde yaklaşık 8 ay tedavi gördüğünü ve halen tedavisinin devam ettiğini, Elazığ 1.Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2009/504 Esas sayılı dosyası ile dava açıldığını ve dosyanın halen derdest olduğunu, davalılardan M.Ö.'in kullandığı aracın davalı G.Sigorta A.Ş.Genel Müdürlüğü tarafından sigortalı olduğunu belirterek, müvekkili için fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 10.000 TL maddi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı Güneş Sigorta için poliçesinden doğan sorumlulukta sınırlı olmak üzere diğer davalıdan müştereken ve müteselsilen tahsiline, 10.000 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalı M.Ö.'den tahsiline karar verilmesi istemi ile 28.09.2009 tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır.
Davacı vekilinin Elazığ Asliye Hukuk Mahkemesi'ne aynı olaya ilişkin olarak verdiği 19.01.2010 tarihli dava dilekçesi ile bu kez, Elazığ Belediye Başkanlığı'na karşı, olayda hizmet kusuru bulunduğu gerekçesi ile maddi ve manevi tazminat davası açtığı; bu davanın Elazığ 2.Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2010/70 esasına kaydedildiği ve aynı mahkemenin 08.04.2010 gün ve 2010/70 Esas, 2010/135 Karar sayılı kararı ile; Elazığ 1.Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2009/428 Esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verildiği ve her iki dosya yargılamasının bu esas üzerinden yürütülmesine devam edildiği tespit edilmiştir.
Elazığ 1.Asliye Hukuk Mahkemesi: 20.09.2012 gün ve 2009/428 Esas, 2012/328 Karar sayılı kararı ile; İstem, haksız fiil nedeniyle maddi ve manevi tazminata ilişkindir. Davacı, kendi kullanımında bulunan 23… ... plaka sayılı motorsiklet ile davalı M.Ö.'in kullandığı aracın çarpışması sonucu iş görmezlik zararı ve manevi tazminat istemektedir. BK'nun 54.maddesi ( eski 818 SK'nun 46.madde ) ile 56. Maddesine dayalı ( eski 818 SK'nun 47.madde ) manevi tazminat isteklerine esas olmak üzere bu kaza sonrası davacının bedensel zarara uğradığı dosyaya sunulan belgeler ve Adli Tıp uzmanı bilirkişinin raporu ile sabit bulunmaktadır. Söz konusu madde hükümleri uyarınca zararın tazminine karar verilebilmesi için eylemle sonuç arasında uygun nedenselliğin bulunması, bu anlamda eylemi ile zarara yol açan kişinin kazada kusurunun bulunması gerekmektedir. Gerek ceza yargılamasındaki Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesinin 10.12.2009 tarihli raporunda, gerekse mahkememizce talimat mahkemesi aracılığıyla aldırılan üç kişilik bilirkişi kurulu raporunda, davalı M.Ö.'in kusurunun bulunmadığı, davacının ise kısmen kusurlu olduğu mütalaa edilmiştir. Ceza mahkemesinde de, M.Ö. kusursuzluğu nedeniyle beraat kararı verilmiştir. Raporlar denetime elverişli ve yasal gerekçeler içerdiğinden hükme esas alınması uygun bulunmaktadır. Bu halde eylemi ile zarara yol açtığı iddia edilen diğer araç sürücüsü davalı M.Ö. yönünden zararı tazmin sorumluluğu bulunmamaktadır. Davalı sigorta şirketine de M.Ö.'in aracının sigortacısı olduğu için halefıyet ilkesi gereği sorumluluk yüklenemeyecektir. Bu nedenle asıl davanın esastan reddi gerekmektedir. Birleşen davaya gelince; kazanın meydana geldiği yol ile ilgili davalı Belediyenin sorumluğuna ilişkin iddianın temelinde idari iş ve eylemlerin zararın doğumuna yol açtığı olgusu vardır. 6100 sayılı HMK'nun 3. Maddesinde her türlü idari işlem ve eylemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine yahut kişinin ölümüne bağlı maddi ve manevi zararların tazminine ilişkin davalara Asliye Hukuk Mahkemelerinin bakacağı belirlendiği için mahkememizce davaya bakılmış ise de, söz konusu hüküm Anayasa Mahkemesinin 16/02/2012 tarih ve 2011/35 E-2012/23 K sayılı ilamı ile iptal edilmiş, iptal kararı 19.05.2012 tarih ve 28297 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Mahkememizin görevine ilişkin kanundaki özel düzenleme iptal edilmiş olduğundan genel hüküm gereği belediye hakkında açılan davada yargı yeri mahkememiz değil idari yargı mercileridir. Göreve ilişkin iptal kararı ile açığa çıkan bu durum HMK'nun Geçici 1.maddesinin istisna hallerinden olduğu için davaya devam edilmesi mümkün bulunmamaktadır. Açıklanan gerekçeyle davalı Belediye hakkında açılan davada yargı yolu yönünden red kararı vermek gerekmiştir.” denilmek suretiyle, asıl davanın esastan reddine, birleşen Elazığ 2.Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2010/70 Esas sayılı dava dosyasının yargı yolu yönünden reddine karar vermiş, karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Yargıtay 17.Hukuk Dairesi: 03.04.2014 gün ve 2013/5706 Esas, 2014/5028 Karar sayılı kararı ile hükmün onanmasına karar vermiş; bu şekilde karar, 1086 sayılı Yasa'nın Geçici 2. ve 6100 sayılı Yasa'nın Geçici 3.maddesi gereğince halen yürürlükte olan 1086 sayılı Yasa'nın 440.maddesi gereğince 15.07.2014 tarihinde kesinleşmiş ve karara şerh edilmiştir.
Davacı vekili bu kez aynı istemle; sadece davalılardan Elazığ Belediye Başkanlığı'na karşı idari yargıda dava açmıştır.
Elazığ 1.İdare Mahkemesi: 06.08.2014 gün ve 2014/938 Esas sayılı kararı ile: “..somut olaya konu trafik kazası 2009 yılında meydana gelmiş ise de; 2918 sayılı Kanun'un110.maddesinde yapılan değişikliğin yürürlüğünden önce de ilk dava adli yargı yerinde açıldığından Geçici 21.maddenin uygulanamayacağı ve 110.maddedeki görev hükmünün kamu düzeni kapsamında bu aşamada gözetilmesi gerektiği, dolayısıyla bakılmakta olan davanın konusunu oluşturan uyuşmazlığın çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu” sonucuna varmış olup, 2247 sayılı Kanun'un 19.maddesi gereğince görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü'nün, Serdar ÖZGÜLDÜR'ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU, Mehmet AKBULUT 'un katılımlarıyla yapılan 13.10.2014 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27.maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; 2918 sayılı Kanun'dan kaynaklanan sorumluluk davasında davalılardan Elazığ Belediye Başkanlığı yönünden adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Kanunun 19.maddesinde öngörülen biçimde görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının son görevsizlik kararını veren mahkemece, adli yargı dosyasına ilişkin evrak da temin edilmek suretiyle, son görevsizlik kararını veren mahkemece, Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül Yiğit'in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Mehmet Ali GÜMÜŞ'ün davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
KARAR : Dava, davacının sevk ve idaresindeki 23… ... plakalı motosiklet ile 23… ... plakalı aracın çarpışması sonucu meydana gelen kazanın gerçekleştiği yolda, yol yapım çalışmaları olmasına rağmen, gerekli uyarı önlemlerini almayan davalı Belediye Başkanlığı'nın hizmet kusuru bulunduğunu iddia ederek uğradığı maddi ve manevi zararın davalı idareden tazmini istemi ile açılmıştır.
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1.maddesinde, Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; “Kapsam” başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun karayollarında uygulanacağı; 10. maddesinde, yapım ve bakımdan sorumlu olduğu yolları trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmanın gerekli görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret levhaları koymak ve yer işaretlemeleri yapmanın Belediye Trafik birimlerinin görev ve yetkileri arasında olduğu belirtilmiştir.
Öte yandan 2918 sayılı Yasanın 19.01.2011 günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde “İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır.
Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir”; Geçici 21. maddesinde de “Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz” denilmiştir.
Dosyanın incelenmesinde, davacının 23.01.2009 günü sevk ve idaresindeki 23… ... plakalı motosiklet ile davalı M.Ö.'in kullandığı aracın çarpışması sonucu davaya konu kazanın meydana geldiği, dosyada bulunan 27.04.2011 tarihli ve 03.04.2012 tarihli bilirkişi raporları içeriğinden; olay günü kazanın meydana geldiği yolda, yol yapım çalışmaları yapıldığı, fakat seyir halindeki araçlar için gerekli uyarı önlemlerinin alınmadığı, bu nedenle kazanın meydana gelmesinde davalının hizmet kusurunun bulunduğunun belirtildiği, davacı tarafından da söz konusu raporlar referans alınmak sureti ile olayda davalının hizmet kusuru bulunduğu iddia edilerek, maddi ve manevi tazminat istemli iş bu davanın açıldığı, Elazığ 1.Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2009/428 Esas, 2012/328 Karar sayılı kararı ile davalı Elazığ Belediye Başkanlığı yönünden davanın görev yönünden reddine karar verdiği ve bu kararın Yargıtay 17.Hukuk Dairesi'nin 03.04.2014 gün ve 2013/5706 Esas, 2014/5028 Karar sayılı kararı ile onanarak kesinleştiği; davacının bu kez yine aynı gerekçelerle davalı Elazığ Belediye Başkanlığı aleyhine idari yargı yerinde maddi ve manevi tazminat istemli dava açtığı, Elazığ 1.İdare Mahkemesi'nin 06.08.2014 gün ve 2014/938 Esas sayılı kararı ile; davada adli yargının görevli olduğunu belirterek, adli ve idari yargı yerleri arasında oluşan görev uyuşmazlığının giderilmesi istemi ile 2247 sayılı Kanun'un 19.maddesi uyarınca dosyanın Mahkememize gönderilmesine karar verdiği anlaşılmıştır.
2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Bursa 3. Asliye Hukuk Mahkemesi ve Batman 2.Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, şu gerekçesi ile anılan kuralı Anayasaya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir: “… Anayasa Mahkemesi'nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa'da adli ve idari yargı ayrımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun'dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun'da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa'nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir…” ( Any. Mah.nin 26.12.2013 tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı kararı; R.G. 27.3.2014, Sayı: 28954, s.136-147. )
Anayasa'nın 158 inci maddesinin son fıkrasında “ Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi'nin kararı esas alınır.” denilmektedir. Anayasa Mahkemesi'nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısıyla 2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun'dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa'ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasa'nın 158 inci maddesi uyarınca, başta Mahkememiz olmak üzere diğer yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir.
Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi'nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle davanın görüm ve çözümü adli yargı yerinin görevine girdiğinden, Elazığ 1.İdare Mahkemesi'nce yapılan başvurunun kabulü ile, Elazığ 1.Asliye Hukuk Mahkemesi'nce davalı Elazığ Belediye Başkanlığı yönünden verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Elazığ 1.İdare Mahkemesi'nce yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, Elazığ 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 20.09.2012 gün ve 2009/428 Esas, 2012/328 Karar sayılı birleşen Elazığ 2.Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2010/70 Esas sayılı dava dosyasının GÖREV YÖNÜNDEN REDDİNE İLİŞKİN KARARIN KALDIRILMASINA, 13.10.2014 gününde Üye Eyüp Sabri BAYDAR'IN KARŞI OYU ve OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi.
KARŞI OY :
Somut uyuşmazlıkta, davalı Belediyenin karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmali sonucu zarara neden olan kazanın meydana geldiği iddia edilmektedir.
2918 Sayılı KTK'nın 10.md. "Belediyelerin yapım ve bakımından sorumlu olduğu yollan, trafik düzen ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmak, karayolu yapısında ve üzerinde yapılacak çalışmalarda gerekli tedbirleri almakla görevli" olduğuna işaret edilmiş,
TC Anayasası'nın 125 /son md. "idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu" kurala bağlanmış,
2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava çeşitleri arasında" sayılmıştır.
Bu durumda belediye sınırları içindeki yolun yapım, bakım ve onarmamın yapılmadığı nedeniyle doğan zararın tazmininin amaçlanmış olması karşısında, idarenin görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü esnada kişilere verdiği zararın ödetilmesine yönelik bulunan uyuşmazlık konusu davanın, olayda kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde esas alman idare hukuku kurallarına ve 2577 Sayılı IYUK 2/1 -b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır.
Sayın çoğunluk, karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmalden doğan zararda Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşünde hukuki dayanak olarak 2918 Sayılı KTK 110/1 md. hükümlerini esas almıştır.
11.01.2011 gün 6099 Sayılı Yasa'nın 14. maddesi ile 2918 Sayılı KTK 110. maddesine eklenen 1 .fıkra ile "işleteni veya sahibi devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil bu kanundan doğan sorumluluk davaları Adli Yargıda görülür... " hükmü getirilmiştir.
Sayın çoğunluk görüşünün aksine eldeki uyuşmazlık anılan yasa hükmü kapsamında kalmamaktadır.
Çünkü, 2918 Sayılı KTK 85.maddesinde açıkça belirtildiği gibi yasa motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlar nedeniyle işletenin hukuki sorumluluğunu düzenlemektedir.
Yasa hükmünde geçen bu kanundan ve Adli Yargıda görülmesi gereken sorumluluk davaları, 2918 Sayılı Yasa'nın 85.maddesinde düzenlenen motorlu araçların işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı araç işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin davalardır.
Yasa değişikliğinden önce kamu araçlarının işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı kamu idaresinin sorumluluğunun hangi yargı kolunda görüm ve çözümü konusunda yasada bir düzenleme bulunmadığından İdari ve Adli Yargı organları arasında çıkan görev uyuşmazlıklarını sonlandırmak üzere sözü geçen yasa hükmü getirilmek suretiyle kamu araçlarının verdiği zararlar nedeniyle işletenin sorumluluğunda 2918 Sayılı Yasa'nın amacına uygun olarak Adli Yargıda görüm ve çözüm esası benimsenmiştir.
2918 sayılı yasanın 110. maddesinde yapılan yasa değişikliğine ilişkin Hükümet gerekçesi de getirilen yeni hükmün bu nedenle maddeye eklendiğini teyit etmektedir.
Diğer taraftan, sayın çoğunluk 2918 sayılı yasanın 110. maddesi hükmünün iptali istemi ile Anayasa Mahkemesine açılan dava sonucunda verilen yorumlu red kararlarını, karara dayanak almakta ise de bu görüşe de itibar edilmesi mümkün değildir.
Zira; "T.C. Anayasasında, Anayasa Mahkemesinin iptal veya iptal talebinin reddi dışında yorumlu red kararı verebileceğine dair bir işaret yoktur. Tersine T.C. Anayasasının 153/2 maddesi "Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez." hükmü böyle bir anlayışın benimsenmemiş olduğunun kanıtı olarak kabul edilebilir. Gerçi madde iptal kararlarından bahsetmektedir, ama Anayasa koyucunun amacının Anayasa Mahkemesinin kanun koyucu gibi hareket etmesini önlemek olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Yorumlu red kararlarının ise diğer mahkemeleri, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlaması itibariyle bir çeşit pozitif kanun koyuculuk anlamına geldiğine şüphe yoktur. ( Türk Anayasa Hukuku Prof. Dr. Ergun Ozbudun. Sh. 440 vd. )
Hakkında yorumlu red kararı verilen bir kanun maddesi yürürlükte kalmaya devam eder. Dolayısıyla somut olaylara uygulanır. Somut olaylarda o maddenin ne anlama geldiğine, yani nasıl yorumlanacağına, bundan sonra da Anayasa Mahkemesi değil onu uygulayacak Mahkemeler karar verir. Anayasa Mahkemesinin yorumlu red kararı verirken yaptığı yorumunun diğer mahkemeleri bağlaması mümkün değildir. Bir kanun maddesinin nasıl yorumlanacağına onu uygulayacak olan Adli- idari ve Askeri Yargı organları karar verir. Anayasa Mahkemesi Adli, idari ve Askeri kollarının üst mahkemesi olmadığına göre bu yargı kollarındaki mahkemelere kendi yorumunu empoze etmesi mümkün değildir. O halde Anayasa Mahkemesinin verdiği yorumlu red kararlarının kendilerinden beklenen fonksiyonu ifa edebilmeleri, diğer mahkemelerin Anayasa Mahkemesinin bu yorumlarını benimsemelerine bağlıdır. Oysa hukukumuzda, Anayasa Mahkemesi kararlarında yapılan yorumlar diğer mahkemeleri bağlamaz. Zira Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı bu kararların hüküm fıkralarına münhasırdır. ( Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Kemal Gözler, sh. 444 ) Keza, Sayın çoğunluğun karan dayandırdığı T.C. Anayasasının 158. madde hükümlerininde uyuşmazlıkta uygulama yeri bulunmamaktadır. Uyuşmazlık Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen T.C. Anayasasının 158. maddesi açık hükmünden de anlaşıldığı üzere Anayasa Mahkemesi ile diğer yargı kolları arasında olumlu veya olumsuz görev uyuşmazlığının doğması halinde Anayasa Mahkemesi görüşünün üstün tutulacağına ilişkin düzenlemenin, uyuşmazlıkta Anayasa Mahkemesinin görevlilik veya görevsizlik kararının bulunmaması, diğer yargı kolları ile arasında bir görev ihtilafının çıkmaması nedeniyle uygulanması mümkün değildir.
Açıklanan gerekçelerle uyuşmazlıkta idari yargı görevli olup, benzer ihtilaflarda da idari yargının görevli olduğu Yargıtay 4, 11, 17 Hukuk Dairelerinin istikrarlı kararlarıyla Içtihad edildiği gibi Danıştay kararlarında da uyuşmazlıkta İdari Yargının görevli olduğu benimsenmiştir. ( Danıştay 10. Daire E 2011/11522, K 2012/5347 sayı, E. 2011/10856 ve K. 2013/670 Sayı, vs. )
Somut uyuşmazlıkta davanın karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki idarenin hizmet kusuruna dayanmasına,
2918 Sayılı Yasa'nın 110/1 md. motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlardan dolayı işletenini hukuki sorumluluğunun Adli Yargıda görüm ve çözümünü düzenleme altına almasına,
Somut uyuşmazlığın anılan yasa hükmü kapsamında bulunmamasına,
Kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde, 2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde İdari Yargının görevli olmasına göre,
Uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum.
Devamını Oku